Süleyman Erkan
- -

DOLMA KALEM

8.11.2021 10:05:27
349 kez Okunmuştur.

Turhal Varvara mahallesinde harman yerlerine yapılmış Atatürk Ortaokul 1/A sınıfı öğrencisiydim. Yıl 1969 evimize uzak olmayan bir yerdedir okulumuz. Eskiden bu düzlükte dövenle sap sürer, saman savururduk. Sınıfımız Fransızca dil eğitimi veriliyordu. Bizler neden İngilizce dil gören sınıfa düşemedik diye iç çeker dururduk.

Okul müdürümüz Ömer Mercan matematik dersimize geliyordu. Orta boylu,ta yaşlı, beyaz saçlı, bel kayması olduğu için sol tarafa eğimli, konuşurken sürekli yukarı bakan bir müdürümüzdü. Matematik dersine geldiğinde tüm öğrenciler resmi ve sessiz olurlardı. Nede olsa okul müdürüydü. Tahtayı ikiye böler problemi el yazısıyla yazar, diğer tarafına da çözümünü yapardı. Birazcık problemi anlatır, çözümle ilgili yorumunu yapar, çekip idare işleri için giderdi. Tahtada ki problemi ve çözümünü sarı sayfalı matematik defterine yazardık. Aramızda bazen harf okunuşunu sorardık, bazen neden sonuç ilişkisini bir birbirimize sorar dururduk. Bir süre eli arkasında müdür gelir, bağırır çağırır gerekirse birkaç kişiyi pataklardı. Matematiği ilk gören biz bulgur kafalılar gelenlikle zayıf alırdık. Aile ve çevre eğitiminden yoksul aile çocuklarıyız, matematik, Türkçe dersleri bize süper zgeliyordu.

Mustafa Yapıcı uzun boylu fen bilgisi öğretmenimiz okulumuzun müdür yardımcısıydı. Sakin ders anlatsa da aynalar, kapı momentleri, kaldıraçlar, kuvvet-hız problemlerini anlamamız oldukça zgeliyordu bizlere.(Hız=kuvvet yol) Öğrencisin öğreneceksin başka çaren yok. Ailede eğitimli insan yok. Çevrede danışacak adam bulamazsın. Yoksul ailelerin, fakir çocuklarıyız. Tek kaynak öğretmen ve kitapların haydi buyur oku babam oku.

Ahmet Akay Türkçe öğretmenimiz,ta boylu etine dolgun tombul yapılı bir insandı. Güzel konuşan, sakin huylu, bazen sinirlenen öğretmenimizdi. Güzel yazı dersinde ve dilekçe yazımında herkesin mutlaka bir dolmakalemi olacak diyordu. Benim tüm araç gereçlerim var ama dolmakalemim yok. Ekim ayından başladım ( baba kalem al) diye Kasım’ın on beşi olmuştu hala alınmamıştı. Adamcağızın alacak zamanı yok. Ahırda hayvanların beslenmesi, küspe getirilmesi, tarlada pancar sökümü, taşınması hep babamın üzerineydi. Taşıt aracı olarak da kömüş arabası kullanırdı. “ Baba öğretmenim mutlaka dolma kaleminin olması gerek diyor! Ne olursun bana kalem al.” “Oğlum almam demiyorum ki, sende görüyorsun iki ayağım bir pabuçta ne yapacağımı şaşırıyorum.” Her haliyle haklıydı babam. Bende haklıydım. Öğretmenim de haklıydı. Babam sert kızan, çabuk öfkelenen adamdı ama okuyanı sever, sayardı. “ Oğlum yarın sende benimle tarlaya erkenden gel. İşçilerle pancar sök, başlarında dur. Ben çarşıya gidip kalem alıp geleyim.” Nasıl sevinmiştim. Sabah babamdan önce kalktım. Birlikte tarlaya gittik. Babam kahvaltı yapmadan çarşıya gitti. Saat on gibiydi elinde küçük bir poşetle geldi. Açtığımda bir dolma kalem, cam şişede mavi mürekkep vardı. Dolma kalem Çin yapımı, arkasında lastik vardı. Mürekkebi çekmek için sıkıp bırakacaksın. Tarladan sevinerek eve giderken ayaklarım yere basmıyordu. Okulda sabahçı-öğleci eğitim veriliyordu. Bende öğleciydim.

Yol gösterenimiz, rehberimiz yoktu ama hayallerimiz vardı. Okuyup öğretmen ya da iyi bir işçi olacaktım. Kısa yoldan hayata atılıp, aileme katkıda bulunacaktım. Umudumuz en büyük enerjimizdi. Varvara mahallesinin yoksul aile çocukları umutları sayesinde memur, belediye başkanları, işçiler olup memleketin her tarafına yayıldılar. Mücadele eden, kararı kesin olan her birey mutlaka zorluklarla baş etmeyi bilir. Yaşıyorsan, hayalin ve umutların varsa, yapamayacağın başaramayacağın hiçbir iş yoktur. Bir işi istiyorsan, seviyorsan, hayallerinde her zaman büyütüp besliyorsan sen hedefe kilitlenmişsindir. Başarı seninledir, yolun acık olsun.

Süleyman Erkan 24-10-2021 Pazar Bedesdenlioğlu- Tokat.

 

  • Etiketler :
  • -
DİĞER YAZILARI
12
FACEBOOK YORUMLARI
Eklenme Tarihi : 8.11.2021
Güncelleme Tarihi : 8.11.2021
Yazarlar
En Son Yorumlar