Ülkü Taşlıova
- -

ÂŞIKLIK GELENEĞİ

24.05.2016
5968 kez Okunmuştur.
AŞIKLIK EDEBİYATININ ORTAYA ÇIKIŞI, GELİŞİMİ VE YETİŞTİRDİĞİ TEMSİLCİLER: Anadolu sahasında XVI. Yy’ dan günümüze kadar geçirdiği aşamaları izleme imkanı bulduğumuz aşık edebiyatının ortaya çıkışı ve önceki dönemlere ait gelişim çizgisini belirlemek oldukça güçtür. Bu güçlüğü oluşturan faktörlerin başında Türklerin Orta Asya’ dan göç ederek Anadolu’ da yeni bir yerleşik medeniyet kurmaları, yeni bir dini benimsemeleri, şiir ve musiki alanlarında bir takım değişiklikleri kabullenmeleri gelir.     
Tarihsel seyri izlemeyi güçleştiren bir başka faktör de âşık edebiyatının, sözlü kültürün ürünü olması,  bu ürünlerin çoğu kez yazıya geçirilmemesi, ilk dönemlerde yazıya geçirilen belgelerin bir kısmına henüz ulaşılmamış olmasıdır.
Başta Fuat Köprülü olmak üzere birçok araştırmacının çeşitli dikkatleri, âşık edebiyatının önceki dönemlerine ait bazı ipuçlarını ortaya koymuştur.
Köprülü, Türklerin halk şair-musikişinasları hakkında ilk tarihi bilgilerin, Atilla devrine yani V. Yy ın ilk yarısına ait olduğunu garp kaynaklarının verdiği bilgilere göre Atilla’ nın ordusunda şairlerin ve musikarcıların bulunduğunu, onun ziyafetlerinde bu şairlerin Atilla’nın kahramanlıklarına zaferlerine dair yarattıkları şiirleri okudukları belirtilir.
        ÂŞIKLIK SANATI NEDİR? Ozanlık geleneğinin günümüz temsilcisidir. İslamiyet’ten önce ozan diye anılırken İslamiyet’le tanıştıktan sonra Âşık olarak adlandırılmışlardır. Aşk, kahramanlık, güzelleme, taşlama, tabiat şiir söylerler. Kendi tasnif ettikleri ve usta malı hikâyeler söylerler.
ŞİİR VE HİKÂYE ÖZELLİKLERİ:
 Şiir; 8 heceli semai, 
         11 heceli koşma,
         15 heceli divan kalıbı hece ölçüsü olarak kullanırlar. Âşıklar şiirlerini irticalen yani doğaçlama olarak söylerler, önceden her hangi bir hazırlık yapmazlar.
HİKÂYE: Usta âşık en az bir halk hikâyesi tasnif (düzenler) eder. Bu hikâyeyi sazı eşliğinde dinleyici huzurunda yani düğün ve kahvehanelerde söyler, anlatır. Hikâye içerisinde şiirler vardır ve o şiirler makamlara göre sazla okunur.
ÂŞIKLIK SANATININ EN ÇARPICI VE DİĞER SANATLARDAN FARKLI TARAFI: Halk sanatı olması anonim ve ferdi ürünlerden oluşması. Sözlü geleneğe dayanması… Ve en önemlisi irticali olması. Halk hikâyesi olması… Şiirlerin nazım ölçüsü olması.
ÂŞIKLIK GELENEĞİ BİR SANATMIDIR: Bu sorunun tek cevabı vardır. Evet.
DÜNYA GENELİNDE DE BU SANAT VARMI? Var. İngiltere’de ve bütün batıda, Amerika’da ve dünyanın birçok yerinde vardır. MİNSTREL, TRABADOR, FOLK POET gibi adlarla bilinirler.
BÜNYESİNDE BARINDIRDIĞI SANAT HARİCİ ÖZELLİKLER: aşığın sözleri destansı şiirleri çağının tarihsel, kültürel, sanatsal ve bütün olaylara açıklık getirir, bilinmeyenleri göz önüne getirir.
ÂŞIKLIK SANATI GÜNÜMÜZDE DEVAM EDİYORMU? VE HAKETTİĞİ YERDEMİDİR. Devam ediyor ama hak ettiği yerde değil. 
ÂŞIKLIK GELENEĞİNİN TARİHİ: Türk destancılığı başlangıcından 15. Yy’ a kadar kahramanlık konusunu dile getiren Ozan’ lar etrafında yaşamıştır. 16.yy’ dan itibaren ozanlıktan aşıklığa geçiş başlamıştır. 16.yy’ dan günümüze kadar  çeşitli özellikler kazanarak devam etmektedir.
Yazılı kaynaklardaki bilinen en eski destancıların kesin tarihleri bilinmiyor. Bunlar arasında Anadolu’da yaşamış olan Kül Tarkan, Apruncır Tigin, Kalımkeyşi, Çuçu gibi ozanları örnekleyebiliriz.
(Sürecek)

Âşık olarak 16. Yy’ da Köroğlu, Pir Sultan Abdal, Geda Muşlu, Öksüz Dede, Kul Çulha yı örnek verebiliriz. 
Mevcut belgelerde İslamiyet’ ten önceki Türk devletlerinde askeri muzıkaların ve halk şairlerinin bulunduğunu, genel ve özel toplantılarda, ziyafetlerde, ölüm merasimlerinde ve av törenlerinde bu şairlerin önemli yer işgal ettiklerini göstermektedir.
Gazneliler Devleti ordusundaki Türkler arasında halk şairlerinin olduğu ortaya çıkmıştır.(963-1186)
Divan-ü-lügati’ t Türk’ de Karahanlı’ lar dönemindeki halk şairlerinin varlığına dair kayıtlar X-XI yy da ezgi eşliğinde şiir söyleyen sanatkârların bulunduğunu göstermektedir. (840-1212)
Çağlar içinde değişen Türk coğrafyasının her birinde âşıklık sanatı yürüyüp gelmiştir. 
XIII. yy. Anadolu Selçuklu ordularında görülen ozanlar. Mısır Memluk Devletinde de sanatlarına devam etmişlerdir.
İslamiyet’in kabulünden XVI. Yy kadar olan devre geniş halk kitleleri açısından da bir geçiş devresi olmuştur. Bu devrede eski kültürün devamcısı olan “ozan” gerek Anadolu’da gerek Azerbaycan sahasında aynı çizgiyi devam ettirerek yerini yavaş yavaş “âşık” a bırakmıştır.


Geçiş döneminde halk şairleri için Ozan, Dede, Ağsakkal, Varsag, Yanşag gibi çeşitli isimler kullanılmıştır.
ÂŞIK EDEBİYATI TEMSİLCİLERİNİN YETİŞMELERİ:
Âşık edebiyatı temsilcilerinin yetiştikleri sosyal çevre ile ilgili araştırmalarda farklı yorumlamalarla karşılaşırız. Bu farklılık âşıklık geleneği içinde yetişen sanatkârların belli bir toplumla sınırlı olmamaları, dönemlere ve bölgelere göre farklı eğilimlere sahip olmaları sonucunu doğuran karmaşık bir yapı ortaya koymalarından kaynaklanır. 
Türklerin gerek yerleşik medeniyette gerek konargöçer yaşantısında âşık edebiyatının tarihsel seyrine bakıldığında köylerde ve şehirlerde temsilcilerin yetiştiği görülmektedir. Şehirlerde yetişen âşıklar çeşitli kurumların ve kültürel yaşamın etkisinde kalmışlardır. Bunların çoğu köklü bir öğrenim görmeseler bile medrese çevresinden de uzak kalmamışlardır. Şehrin sunduğu imkânlardan ve kültürel ortamlardan istifade etmişlerdir.
Köylerde yetişen âşıklar ise iki ayrı sosyal yapının içinden gelmişlerdir. Bu âşıklardan bazıları konargöçer ya da yarı göçebe olarak hayatlarını sürdürürler. Bu gruptaki şairlerin eserlerinde tabiat ağırlıklıdır. Köylerde yetişen âşıklar geçmişteki klasik edebiyat ve aruz ölçüsünün günümüzde de modern edebiyatın ve buna bağlı olarak nazım şeklinin etkisinden uzaktır.
 Şehir âşıklarında ki dil üslubu farklı etkiler altında kalsa da, köy âşıklarında ki dil üslubu tamamen yetiştikleri çevrenin tavrını sunarlar. İl ve ilçelerdeki meslektaşlarıyla etkileşim halinde olsalar da genellikle aşk ve tabiatı konu ederler. 
RÜYA GÖRME, BADE İÇME:
Âşık edebiyatı içinde rüya ve bade içme motifleri, bir takım efsaneler, rivayetler abartılarak hikâye edilerek sunulmuştur. Bu burum gerçek olanla olmayan arasında bir takım karışıklıklara sebebiyet vermiştir. Bu bakımdan rüya motifini dikkatle incelemek gerekir.
1.Hazırlık devresi:
2.Rüya aşaması:
3.Rüyadan uyanış:
4.Başından geçenleri anlatma:
1-Hazırlı devresi; Birinci aşamada çocukluk ve gençlik yaşlarının şartları, karşılaşılan maddi ve manevi zorluklar adayı rüya ortamına sürükler. Genellikle kutsal sayılan bir ortamda ya da yerde, adayın korku ve yalnızlık duygusunu derinden hissettiği bir yerde uykuya dalar.



2-Rüya Aşaması; Bu aşamada rüya gerçekleşir. Bu hal çok kere uyku ile uyanıklık arasında, görenlerde gerçek izlenimi uyandıran canlı bir rüyadır. Böyle bir ortamda kutsal kişilerle, kutsal sayılan bir mekânda karşılaşır. Pir elinden bade içer. Sevgilinin resmi yâda kendisi ile karşılaşır. Pirler tarafından birtakım bilgilerle donatılır.
3- Rüyadan Uyanış; Bir süre baygın yattıktan sonra ağzından burnundan kanlı köpükler gelir. “Gönül Ehli” bir kişinin sazın teline dokunmasıyla kendine gelir. Bitkin haldedir.
4- Başından Genleri Anlatma; Son aşamada başından geçen olayları saz eşliğinde anlatır. Rüyasını tasvir eder ve bu ilk şiirinin sonunda mahlasını söyler.
Âşıklığa yönelme dönemi çocukluk ve gençlik yıllarıdır. Ancak Umay Günay rüya göme olayı ile karşılaşanların yaşının 11 ila 50 arası olduğunu tespit etmiştir.
Âşıklar ürünlerini genellikle saz eşliğinde sunarlar. Âşıklık geleneği içinde saz çalanlar diğerlerinden daha fazla itibar görmüştür. Bu nedenle âşık adayları usta âşıklar yanında çıraklığa başlarlar. Bu eğitim teorik olarak değil de ustasını izleyerek dinleyerek edinilir. Bundan dolayıdır ki her âşık ustasının izlerini sazında sözünde taşır. Sonra ki zamanlarda kendi yolunu bulsa da usta malından da vaz geçemez.  Büyük önem arz eden bu ilişki bir nevi okul anlamına gelen “kol” ların oluşmasına temel olmuştur. Yetişen her çırak usta olunca yanına çırak alır ve bu gelenek böylece zincir gibi uzar ve âşıklık “kol” u ortaya çıkar. XIX. Yy dan itibaren edebiyatımızda önemli kollar olarak zikredebileceğimiz Erzurumlu Emrah, Tokatlı Nuri, Şenlik kolları bu şekilde ortaya çıkmıştır.
Mahlas Alma; Âşık edebiyatı temsilcileri mutlaka şiirlerinde kullandıkları bir ada sahiptir. Mahlas olarak adlandırılan bu ikinci takma ad çeşitli yollarla edinilir. Bunlar arasında en yaygını ustası tarafından mahlas verilmesidir. Halk hikâyelerinde ki karmaşık rüya motifi’ nin etkisiyle rüyada gördüğü ulu kişi tarafından mahlas verildiğini iddia eden âşıklar da vardır. Bazıları da mahlaslarını kendileri seçer. Bu seçimlerde aşığın yaşadığı bölge, kişiliği, mesleği, içinde bulunduğu ruhsal durumu etkili olmaktadır.
Aşığın şiirinin içinde mahlasını anmasına gelenek temsilcileri “tapşırma” olarak adlandırır.
Çıraklık Eğitimi; Âşık adaylarının yetişmesinde en çok başvurulan yoldur. Bu eğitimin amaçlarından biri gelecek kuşaklar arasında geleneğin yaşatılmasını sağlamaktır. Bir diğeri de bu geleneğe gönül verenlerin ustasını dinleyerek izleyerek sanatı öğrenmesidir. Usta çırak ilişkisi sevgiye saygıya dayalı olan bir okul sistemidir bu sistemde âşıklık kollarını doğurmuştur.
ÂŞIKLIK GELENEĞİNİN YARATMA VE İCRA ORTAMLAR:
Sözlü ortam; Âşıklar sanatlarını iki ayrı yolla ortaya koyar. Çoğunlukla serbest zamanlarında şiirlerini veya hikâyelerini ortaya koyarlar. Bunları bazen yazıya geçirerek, bazen de hafızalarında az çok koruyarak daha sonra topluluk huzurunda sunarlar.


Saz Çalma; Âşıklar manzum ürünleri genellikler saz eşliğinde sunarlar. Gerek âşıklık geleneğindeki saz makamlarını, gerek şiirlerini dinleyiciye aktarmak için saz çalmayı öğrenmelerini zorunlu kılmıştır.
Kahvehaneler; Tarihsel seyri içinde âşıklık geleneğinin en önemli icra mekânlarından biri kahvehaneler olmuştur. Ortaya çıkan teknolojik gelişmeler ve değişen hayat şartlarına paralel olarak bazı farklılıklar görülmesine rağmen günümüze kadar âşık kahveleri, temel fonksiyonlarını yitirmemiştir. İçecek olarak kahvenin ortaya çıkması ve bu içeceğin kahvehane adlı bir mekânda sunulmaya başlamasıyla birlikte bu mekânlar belli bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya başlamıştır.
XVI. yy başlarında ortaya çıkan ve aynı zamanda İstanbul’a da aynı zamanda geldiği kabul edilen kahvehanelerin ilk müdavimleri entelektüel çevreden olanlardı. Ancak kahvehanelerin ülke genelinde yaygınlaşmaya başlaması sonucu birçok kesimdeki insanları da buralara yönelmiştir. Başlarda tek etkinliği kahve içmek olan bu mekânlar zaman içinde sanatsal etkinliklerinde sunulduğu yerler oldu.  Böylece halkın duygu ve düşüncelerine tercüman olan âşıklarda bu mekânlarda sanatlarını icra etmeye başladılar. Ve daha sonra âşıklar kahvesi diğer kahvehanelerden ayrılarak kendi sanatlarını icra mekânları oldu. 
Âşıklar kethudalığının Sultan II. Mahmut tarafından kurulduğuna ve Sultan Abdülaziz’ in bizzat kahveye giderek, bazen de saraya davet ederek âşıkları dinlediğine bakılırsa XIX. Yy da aşık kahvelerinin İstanbul’da oldukça revaçta olduğu anlaşılır. Bu dönemlerde bütün coğrafyada yaygın olan âşıklar kahvesi oldukça revaçta olduğu görülmektedir.
XX. başlarından itibaren İstanbul’da âşık kahvesi geleneği zayıflarken, Başta Kars, Erzurum ve Kayseri olmak üzere Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde varlığını sürdürmüştür.
Âşık Fasılları; Geçmişte de günümüzde de âşık fasıllarının en fazla yapıldığı mekânlar kahvehanelerdir. Bu fasılların belli icra kuralları vardır. Ancak bu kurallar dönemlere, süreçlere, bölgelere, toplumsal ihtiyaçlara bağlı olarak değişebilmektedir. 
Klasik Osmanlı kültürünün merkezi olan İstanbul’daki âşıklık geleneği içinde klasik makamların aruzlu türlerin önemli yer sahibi olduğu görülür.
Âşık fasıllarının içerisinde münferit manzum söyleşileri, hikâye anlatımı, karşılaşmalar, askı-muamma uygulaması, atışmalar görürüz.
 Münferit (tek, ayrı, kendi başına) manzum söyleşiler; XIX. yy âşık fasıllarındaki münferit söyleşiler arasında gazel, beyt-i müfret, münacat, na’t, müstezat, divan, satranç, kalenderi, semai, türkü, koşma, destan, bozlak, mani ve tekerleme örneklerine yer verilir.



Günümüzde ise yörelere göre değişiklik göstermekle birlikte, özellikle Doğu Anadolu bölgesi âşıklarının katıldığı bütün fasıllardaki münferit söyleşiler divan/divani ile başlar. Ardından âşıkların hoşlama, güzelleme, koçaklama, tecnis, destan sicilleme, yalanlama, bozlak, taşlama, tüketmece, methiye adını verdikleri şiirleri sunulur. Bunlar usta malı olabileceği gibi icracı aşığın kendi ürünü de olabilir. Şiirler arasında açıklama, fıkra, kısa hikâye biçiminde anlatmalara da yer verilir.
Hikâye Anlatma; Âşıklar sadece saz eşliğinde manzum eserlerini sunmakla yetinmezler. Şiirleri arasında dinleyicilerle sohbet ederler. İyiliği, doğruluğu tavsiye eden nasihatlerde bulunurlar. Fıkra anlatırlar. Başlarından geçmiş ya da tanıklık ettikleri bir hikâyeyi de dinleyiciye naklederler. Böylece âşıkla dinleyici arasında diyalog kurulmuş olur. Bazen de halk hikâyesi örnekleri sunarlar.
Âşık fasıllarında anlatılan hikâyeler, genellikle Kerem ile Askı, Emrah ile Selvi, Âşık Garip gibi klasik halk hikâyeleri veya Köroğlu gibi kahramanlık hikâyeleridir.
Hikâyeye başlamadan önce döşeme adını verdikleri mensur bir tekerleme söylerler. Bu olmayacak şeyleri komik bir şekilde anlatan ufak bir sergüzeşttir (macera). Bu hikayeyi âşık kendi başından geçmiş gibi anlatır. Sonunda da anasından ya da ninesinden dayak yerken sazını kapıp meclise geldiğini belirtir. Böylece hikâyeye başlamış olur.
Asıl hikâye dua ile başlar. Bu bütün âşıklar tarafından yapılan sabit, klişe bir duadır. Hikâye manzum ve mensur kısımlardan oluşur. Mensur hikâye kısmında âşık anlatma serbestliği ile konuşur. Ana hatlardan sapmamak kaydıyla hikâyeye istediği genişliği verebilir. Asıl hikâye ye dokunmazlar. Hikâyede değişmemesi gerek parçalar nazım yani şiir kısımlarıdır. İyi bilmediği nazım kısmını değiştirmeye kalkan âşık hoş karşılanmaz.
Hikâyeler genellikle bir gece de bitmez. Hikâye arasında çay kahve molası verilir. Dinlendikten sonra yeniden başlamanın da bir kuralı vardır. Âşık nerede kaldığını dinleyicilere sorar. Dinleyici cevap verirse âşık sazını onun önüne koyar ve bahşişini ister.  Ve hikâyesine devam eder. 
Son yıllarda hikâye anlatma geleneği oldukça zayıflamıştır.
Karşılaşmalar; Âşık karşılaşmaları, iki veya daha çok aşığın bir arada, bir bilirkişi kurulu veya halk topluluğu karşısında sazlı sözlü imtihan olması, atışması şeklinde olur.
Âşık karşılaşmalarında ki yaygın kural şöyledir: Söze yaşlı veya üstat kabul edilen veyahut da misafir olan âşık başlar. Ya meclisten birinin verdiği ayak ve konu üstüne söyler yahu da kendisi istediği her hangi bir konuda istediği ayakla şiirine başlar. Diğer âşıklar da bu ayakla söylemeye başlar ve ayak tamamlanmış olur. Yeni ayakla yeni konuya başlanır atışma böylece devam eder. 


XIX. yy önceki âşık fasıllarında yukarıdaki kurallar doğrultusunda her hangi bir karşılaşma örneğini bilmiyoruz. Ancak XX. yy âşıkları arasında oldukça rağbet görmüştür neredeyse atışmanın olmadığı âşık faslı düşünülmez olmuş. 
Âşık karşılaşmalarını içerik yönünden üç grupta ele alabiliriz.
1.Nazire. Bu gruptaki karşılaşmalarda asıl amaç tanışmak ve sohbet etmektir. Karşılıklı övgüler, özel hayatlarıyla ilgili soru- cevaplar, çeşitli konulardaki görüşler, bilgi ve tecrübeleri içerir. Karşısında ki aşığı zor durumda bırakan sözler söylenmez. Sanat yönünden en doyurucu şiirler bu ilk kısım ve son kısımda ortaya konulur.
2.Atışma; Bu bölümde rakibi hedef alan, onun saz şairliği konusunda yeterli olmadığını iddia eden, zaman zaman ona hakarete yönelen şiirler meydana gelir. Tam anlamıyla saldırıya geçilir. Rakip küçümsenir. Kendini daya yetenekli görme gibi bir tavır sergilenir.
3.Soru-cevap; Sorulan sorulara doğru cevap verebilme yeteneğinin ölçülmesi konusudur. Aşık rakibini bağlayabilmek için cevaplayamayacağı sorular sorar. Doğru cevap alamaması halinde onu mat etmiş olur. Bu tür karşılaşmalarda dünyanın kuruluşu, ahiret hayatı, peygamberler tarihi, çeşitli efsanevi varlıklar gibi sorular sorulur.
Askı ve Muamma.
Muamma, âşık toplantılarında âşıkların sezgi güçlerini, kültürel birikimlerini ve sanatsal yeteneklerini ölçmek üzere şiir biçiminde yazılan bir bilmecedir. Kendilerine has icra gelenekleriyle dinleyiciye sunulur. Fasıl başlamadan önce usta âşık tarafından hazırlanır ve kahvenin duvarına süslü bir çerçeve içinde asılır. Muammayı hazırlayan âşık cevabını gizli bir şekilde yetkili bir kişiye teslim eder. Muammayı çözen âşık ortaya konulan ödülü alır. Muammanın cevabı da manzum olarak verilir.
Askı, uygulamasında ise mendil, sepet, kutu, gibi kapalı bir paketin içine herhangi bir cisim konularak yüksekçe bir yere asılır. Onun altına cismin özelliklerini anlatan bir manzume yazılır. Faslı izleyenlerden özellikle âşıklardan cevap istenir. Doğru cevap bulunduğunda askı indirilir. Buna askı indirme denir.  Doğru cevabı bularak askıyı indiren âşık ödüllendirilir. Muamma ve askının olduğu fasıl oldukça keyifli ve eğlenceli olur. Bu geceler de insanların ilgisi ve coşkusu ziyade olur. Kahveler erkenden olduğu gibi geç saatlere kadar da karşılaşmalar sürer.
Günümüzde bu geleneğe rastlanmamaktadır.
Kapanış;
Her faslın bir kapanış bölümü olur. XIX. Yy. da âşıklar faslının kapanışında dua bölümü yer alırdı. Üstat kabul ettikleri âşık son duayı yapardı.


Günümüz âşıkları ise genellikle koçaklama ile sonlandırıyorlar. Bu koçaklama nın Köroğlu’na ait olmasını yeğliyorlar. Çoğu kez bu kapanış koçaklaması programa katılan âşıkların koro halinde söylemesiyle neticeleniyor.
Yazılı Ortam;
Âşık edebiyatı ürünlerinin ilk yazılı ortam örneklerine cönkler ve mecmualar gösterilebilir. Bu el yazması eserlerde çeşitli saz şairlerine ait şiirleri dağınık bir biçimde görmek mümkündür.
Önceki sıralarda da mevcut olmakla birlikte cönk ve mecmuaların en fazla yazıldığı dönem XIX. yy olmuştur. Ayrıca bu yüzyılda âşıkların şiirlerini içeren müstakil divanların tertip edildiği görülür.
El yazması âşık edebiyat ürünlerinin bir kısmı da halk hikâyeleridir. XX. yy başlarından itibaren Türkiye’de âşık edebiyatı araştırmaları başlamıştır.
XX. yy ikinci yarısından itibaren gazete, dergi ve kitapların yanı sıra üniversite deki araştırmalara konu olan âşık edebiyatı ürünleri ve âşıklık geleneği yazılı ortamla bütünüyle iç içe bir görünüm kazanmıştır.
Yararlanılan Kaynaklar: Fuat Köprülü, Öcal Oğuz, Umay Günay, Mete Taşlıova araştırmaları.

  • Etiketler :
  • -
DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUMLARI
Eklenme Tarihi : 24.05.2016
Güncelleme Tarihi : 24.05.2016
Yazarlar
En Son Yorumlar